İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Antidepresanlar: Mucize mi? Zehir mi?

Last updated on 31/01/2020

Endam Köybaşı

İlk çağlardan itibaren bilinen bir hastalık depresyon. Belirtiler ilk çağlardan itibaren benzer özellikte; mutsuzluk, hayata karşı ilgi istek kaybı, heyecanda azalma, yorgunluk vb… Nedenleri de farklı gerekçelerle açıklanmış. Hipokrat döneminde her hastalığın nedenlerinde yer alan kara sıvılar. 1800’lü yıllarda endojen ve ekzojen nedenler tarif edilmiş. Tedavisi de dönemin gelişkinliğinin izin verdiği kadar olmuş. Şamanik törenlerden dua ile iyileştirmeye, şifali bitkilerden yüksek yerlerde temiz hava almaya kadar değişiyor. Kölelerde görülen depresyonun “kırbaç cezası “ ile tedavi edildiğini gösteren tarihsel anlatılar da biliniyor.

Günümüzde ilaçla tedavi ediliyor depresyon. Depresyonun tipi ve şiddetine göre bilimsel bir tedavi yöntemi daha var aslında: Psikoterapi. Ancak farmakolojik tedavi daha yaygın. Tartışmalarda burada başlıyor işte. İlaçlar neden bu kadar sık kullanılıyor? Gerçekten depresyonu tedavi ediyor mu? Şirketlerin manipülasyonu söz konusu mu? Yararından çok zararı mı var?

Bakıldığında yersiz sayılmayacak dikkatle cevaplanması gereken sorular. İki nedenle. İlk olarak depresyon son zamanlarda yaygınlığı hızla artan bir hastalık, ikincisi tedavi maliyeti bu nedenle gün geçtikçe artmakta.

Kısa tarihçe

Psikofarmatrop grup ilaçların keşfinin üzerinden henüz yüzyıl geçmedi. İlk anti depresan etkinliği fark edilen ilaç bir MAO inhibitörü. Aslında Tüberküloz hastalığının tedavisi üzerine çalışırken keşfediliyor. Hatta bu buluş depresyon etiyolojisinde biyolojik kuramların en geçerlisi olan monoamin teorisinin geliştirilmesine büyük bir katkı da sağlıyor. Aradaki otuz yıl benzer moleküllerin ortaya çıkması ile devam ediyor. 1980 başlarında ise ilk SSRI olan Fluoksetin bulunuyor. Sonrası malum: gün geçtikçe artan anti depresan ilaç kullanımı. Burada SSRI gibi yeni teknolojilerin eskilerine göre kullanım kolaylığı olduğunu bilmekte yarar var. Tedavi etkinliği açısından ise çok büyük bir fark yok.

Manipülasyon mu? İhtiyaç mı?

Antidepresanların reçeteli veya reçetesiz olarak kullanımının artması neye bağlı olabilir? Sadece kar etmek isteyen ilaç şirketlerine ve bundan maddi olarak nemalanan hekimlere mal edilebilir mi? Bir kere istatistikler açısından bakıldığında depresyon hastalığının görülme sıklığı son zamanlarda artıyor. DSÖ verilerine göre iş gücü kaybına yol açan yaşam kalitesini azaltan hastalıklar arasında ilk sıralarda. Buradan hareketle tedavi için kullanılan ilaçların daha fazla reçete edilmesi beklenen bir gelişme. Diğer yandan antidepresan ilaçlar sadece depresyon hastalığında değil birçok psikiyatrik hastalıkta tedavi edici etkinliği kanıtlanmış ilaçlar. Burası da tutarlı.

Yanı sıra endikasyon dışı ilaç kullanımı olmadığını söylemek gerçekçi değil. Antidepresan kullanım bozukluğu olarak tarif edilen bir durum var mesela. Antidepresanların bilinçsiz gereksiz kontrolsüz endikasyon dışı kullanıldığı anlamını taşıyor. Ve son zamanlarda arttığı istatistik verilere yansımış. Son on yılda birçok ülkede yüzde yüzlere varan kutu bazında artış söz konusu. Ülkemiz de bunlara dâhil. Bu durumun birkaç tane başat nedeni var; eczaneden kendi başına temin etme, yararlı olacağı düşüncesi ile doktora yazdırmak konusunda ısrarcı olma işin hasta boyutu. Endikasyon dışı ilaç yazımı, semptomatik etkinliğinden yararlanma, yan etkilerinden faydalanmaya çalışma gibi doktor boyutları da mevcut.

Fakat doktor boyutunda gözlenen bu durumu hekimlerin “ticari işbirliğine” indirgemek oldukça yetersiz bir açıklama. Artan poliklinik başvuru sayısı, azalan muayene süreleri, psikiyatri dışı dallardan, damgalanma korkusu nedeni ile yardım almaya çalışma da göz önüne alınmalı. Kapı önlerinde “eritilmeye” çalışılan hasta yığını düşünüldüğünde doğru tanı ve uygun tedavi beklemek gerçekçi olmayacaktır. Hele böyle bir sıkışıklıkta diyet, uyku hijyeni veya basit yaşam değişiklikleri gibi önerileri sunma süresi bile bulunamazken psikoterapi seçeneğinin gündeme gelememesi de öyle. Diğer yandan hasta memnuniyeti gibi sağlık emekçilerinin başında sallanan bir kılıç varken hastaların taleplerinin tıbbi çerçevede değerlendirilmesi, psikiyatri dışı bölümlerce özellikle buna karşı durulması zor olacaktır.

Çözülemeyen Paradoks

Her geçen gün tüm sağlık emekçilerinin çalışma sürelerinin arttığı bilinen bir gerçek. İş yükünün de öyle. Bundan doktorlar muaf değil. Her gün onca tedavi düzenleniyor olmasına rağmen artan başvuru sayısı aslında büyük bir paradoks. Ağırlığı nedeni ile sürekli düşen taşı her seferinde yeniden en tepeye taşıyan Sisifosunkine benzer bir lanet var ortada! Yapıldıkça artan iş. Psikiyatri polikliniklerinde de bu durum böyle. Bir yerlerde terslik olmalı. Antidepresanlar gereksiz, zaten etkileri de yok, bilakis zararlı diyenler sevinmesin. Çünkü antidepresanların etkinliği ilk kullanımda yüzde yetmişlere varacak kadar yüksek. Cevap alınamaması halinde geçilen diğer ilaç yine benzer bir etkinlik potansiyeli sergileyebiliyor. Zaten kendini “iyi hissetmek” isteyenlerin antidepresan peşinde vakit harcaması biraz da bu nedenle; sadece plasebo olsaydı sarı kantaron da yeterli olurdu. Bir ilginç istatistikte mutluluk anketi ile ilgili: Türkiye “halinden memnun” ülkeler arasında yer alıyor olmasına rağmen ilaç kullanımı artıyor!

Ticareti kim yapıyor?

Dünyanın en karlı ilk şirketleri sıralamasında mutlaka bir iki uluslararası firması olur. Oldukça karlı bir alan olduğu aşikâr. Böyle bir gücün manipülasyon yeteneği de küçümsenemez. Ancak baştan sona belirleyici olduğunu söylemek, tamamen yalanlar üzerine kurulu bir alan olduğunu iddia etmek, alanda çalışan emekçileri yok saymak, tamamen akıl ve vicdan dışı hareket ettiklerini düşünmek demektir. Yine, çalışan doktorların bilimsel bilgisi olmadığını hatta ilaç firmaları dışında dayanağı olmadığını iddia etmektir . Diğer taraftan bakıldığında antidepresan kullanımını çok uluslu şirketlerin kar hırsına bağlayan kalemler, bu bilgileri “satarak” yollarına devam etmektedirler. Açıktan denetimsiz, ticari bir faaliyetin içerisinde devinmektedirler. Onların bu faaliyetinin daha temiz olduğunu düşündürtecek herhangi bir verimiz olmadı şimdiye kadar. Ya da bitkisel ilaç önerenlerin de tarladan toplayıp “kamu yararına” dağıttığına tanık olmadık. Prime time zamanlarda bol reklamlı popüler programlarda konuşmalarının, depresyon hastalığı ile mücadele şekli olduğunu düşünmek saflık olacaktır. Yine yapmış oldukları “şarlatanlığı” belli bir muayene ücreti karşılığı yapmaktadırlar, kitaplarını da “hediye ettikleri” görülmemiştir.

Sonuç olarak depresyon son yılların en önemli halk sağlığı sorunu olarak görünen, oluşmasında toplumsal koşulların birincil rol oynadığı bir hastalıktır. Bugüne kadar geliştirilmiş antidepresan ilaçlar, tedavinin, geçerliliği kanıtlanmış bir parçası olup, alternatif tıp şarlatanlıkları veya teorik dayanakları zayıf toplumsal açıdan tehdit oluşturan “siyasal” söylemlerle tartışılamazlar. Hastalık ve tedavi biçimlerinin, hastaların ve sağlık emekçilerinin yararına tartışılması, ancak her iki kesimin gerçekçi, toplumcu, ahlaklı ve vicdanlı bir araya gelişiyle mümkün olur. Emekçilerin uzayan çalışma sürelerini, azalan sosyal haklarını görmeyen, doktorları o emekçilerin içinde tarif etmeyen hiçbir görüşün samimi bir yanı yoktur.

Görsel: Depression, Sief Hamza

İlk yorum yapan siz olun

Yorumlarınızla katkı sağlayabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: