İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aşı düşmanlığı (Bilimin ve safsatanın savaşı)

Last updated on 18/01/2020

Altan Gökgöz

Başlık için iddialı olduğunu düşünenler olabilir. Ne yazık ki son zamanlarda yaşadıklarımız aslında tam olarak da bu. Bilim ve zırvanın savaşı.  Aslında tartışma yapılabilmesi için en az iki tarafın olması, tarafların elle tutulur argümanlara sahip olması ve akıl kullanılarak, saygı çerçevesi içerisinde konuşulabilmesi gerekmektedir. Bilim insanları zırvayla, yalanla ve komplo teorileri ile nasıl baş edebilir? Aslında yapılması gereken belki de bunların saçma düşünceler olduğunu söyleyip üzerinde bile durmamaktır. Peki, günümüzde bu mümkün müdür?  Dünyanın düz olduğuna çılgınca inanan ve bunu bulabildikleri tüm sosyal ortamlarda paylaşan insanların ülkesinde yaşadığımızı unutmamız lazım. Ne acıdır ki bu yolla binlere ulaşabilmektedirler. Aslında bu konular yeni de değildir. Bilim ve zırvanın savaşı yıllar boyunca süregelmiştir. Bu tarihsel gerçekliğin farkında olmadan, günümüzde yaşadıklarımızı anlamlandırmak zordur.

Son günlerde ülke gündeminde aşı ve ilaç karşıtlığı sıkça yer bulmaktadır . İlk akla gelen soru neden şimdi? Aslında bu sorunun bir çok yanıtı olabilir. Günümüz toplumunda, akıllı telefonların yaygınlaşmasıyla bilgiye ulaşmak kolaylaşmıştır.  Ulusal ve yerel televizyonlarda kendi reklamını yapan, adının önüne nereden ve nasıl aldığı şüphe götürür akademik unvanlar almış, ‘doğal sağlık ürünü’ pazarlayan ve bundan ciddi menfaatler sağlayan kişiler türemiştir. Bilgi çağında olmamıza rağmen az okuyan, doğruyu araştırmaktan uzak, uydurulmuş hikayelere inanmaya meyilli, iyi niyet ve güveni suistimale açık toplumlar bu tarz insanlar tarafından kolaylıkla manipüle edilebilmektedirler. Bilim tarafında olan insanlar için ise tüm zorluklara rağmen doğru bilgiyi savunmak, bilim üretmek gün geçtikçe zorlaşmaktadır. Bu saptamaları yaptıktan sonra,  aşı karşıtlarının iddialarına, yanıt niteliğinde  yazılan bilimsel yazılara destek olan bir yazı kaleme almak amaçlanmıştır.

Uzunca bir süredir gündemimizi meşgul eden ve bir kitap üzerinden tekrar alevlenen aşı karşıtlığı ve ilaç karşıtlığı aslında kökü eskiler dayanmaktadır. Bu konuyla ilgili ilk kez dokümante edilmiş belgelere, 1894 yılında yapılmış çizimlerde ulaşılmaktadır. Bu çizimde aşının çocukları öldüreceği ve aşı yaptırılmaması gerektiği vurgulanmaktadır ( Çizim 1).

aşı düşmanlığı çizim 1

Ayrıca 1902 yılına Amerika’da aşı karşıtlığı derneği dahi kurulmuş ve bu aşı karşıtı propaganda toplantılar düzenlemişler ve üye olmaya davet etmişlerdir. Dönemin ünlü ve önemli kişilerinden olan Amerika Birleşik Devletleri Başkanlığı da yapmış Benjamin Franklin gibi kişilerde aşı karşıtı topluluklar içerinde bulunmuşlardır. Ancak 4 yaşındaki oğlu çiçek hastalığından öldüğünde yaptığının hatalı olduğunu itiraf etmiştir.

aşı düşmanlığı görsel 2

Aşı karşıtlarının önde gelen iddialarından biri ‘ hastalıklar sağlıklı yaşam koşulları, temiz su ve gıdaya ulaşımın artmasıyla ortadan kalmıştır’ iddiasıdır. Yaşam koşullarının iyileşmiş olmasının hastalıklar üzerindeki olumlu etkisi elbete ki yadsınamaz.  Ancak aşıyla önlenebilir hastalıkların sayısındaki asıl düşün aşının kullanıma girmesi ve geniş kitlelere aşı yapılarak toplumun büyük çoğunluğunun aşılanmasıdır. Bunun en güzel örneği çiçek hastalığının ülkemizden ve bir çok dünya ülkesinden ( geri bırakılan ve sömürülen Afrika ülkelerinden bazıları ve dini nedenlerle aşı yaptırmayan toplumlar hariç) tamamen silinmiş olmasıdır. Ayrıca kızamık virusunda olduğu gibi aşıyla önlenebilir hastalıklar sadece geri kalmış( bırakılmış) ülkelerde değil zengin toplumların olduğu batı ülkelerinde de aşı karşıtlılığında  etkisiyle dönem dönem tekrar dünya sahnesinde çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, 2018-2019 yılları arasında toplam 11968 kızamık olgusunun  Fransa başta olmak üzere, İngiltere, Almanya ve İtalya’da görülmesi ve kızamığa bağlı bu yıllar arasında toplam 29 kişinin ölmesi,  buna örnek verilebilir. Bu salgının altında yatan nedenlerden biri Suriye’de çıkartılan iç savaş sonrası aşısı yapılamayan insanların göç etmesi ve bir diğer nedense aşı karşıtı kişilerin batılı televizyonlarda sıkça yer bulması sonucunda bazı ailelerin çocuklarına aşı yaptırmaktan kaçınmalarıdır. Yine ülkemizde de Sağlık Bakanlığı verilerine göre 2010 yılında bildirilen kızamık vakası sayısı 15 iken, Suriye savaşı sonrasında ülkemize gelen mültecilerle birlikte güncel kızamık vaka sayıları yıllara göre şöyle olmuştur;  2012 yılında 698 kişi, 2013 yılında 7415 kişi, 2014 yılındaysa 5725 kişidir.

Bir diğer iddia,  ‘ Bir salgın ortaya çıktığında hasta olanların çoğu aşı yaptıranlardır’. Bilim dünyası hiçbir zaman aşıların etkinliğini yüzde yüz olarak söylememektedir. Kızamık aşısı üzerinden örnek verecek olursak aşı etkinliği % 95-98’ dir. Bu duruma basit matematikle yanıt vermek gerekirse, diyelim ki bir okula giden öğrenci sayısı 1000 olsun. Bunlardan 10 kişi aşısız ve 990 kişi aşılı olsun.  Aşısız olanları tamamı yani 10 kişinin tamamı hasta olacaktır. Aşılı olanların %2’ si hasta olacak yani 19 çocuk hasta olacaktır. Bu veriye bakarak ve analizini yapmadan konuşulduğunda aşılılardan daha çok hasta olduğu yanlış varsayımına ulaşılmaktadır. Ancak aşısızların tamamının hastalanacağı gerçeği göz ardı edilmektedir.

Bir başka iddiaysa, ‘ Anne sütü, bebekleri enfeksiyonlardan korumaktadır. Bu yüzden çocuklara, çocukluk çağı aşılarını yaptırmaktansa iki yaşına kadar emzirmek yeterlidir.’ İddiasıdır. Anne sütü bebeğin ilk aşısıdır. Anne sütünün bebeği bir çok enfeksiyondan koruduğu da bilimsel bir gerçektir. Tek başına anne sütü, kızamık, kızamıkçık, tetanoz, boğmaca gibi ölümcül bir çok hastalıktan koruyamaz. Ayrıca bu tarz hastalıklar sadece çocukluk dönemi hastalıkları da değillerdir. Hayatımızın her döneminde bu hastalıklara yakalabiliriz ve sonrasında bu hastalıkların insan vücudunda meydana getirdiği sekellerle baş etmek zorunda kalabiliriz.

Aşı karşıtlarının hareretle savunduğu noktalardan birisi de aşıların içerisinde toksik dozda kurşun olduğudur. Doğada civa metil ve etil civa olmak üzer iki şekilde bulunmaktadır. Metil civa yüksek dozlarda birikerek toksik etki yaratan formudur. Aşılarda bakteriyel etkenlerden korumak için,  ‘timerosal’ denilen ve sadece çoklu ( tetanoz aşısı gibi) flakon içeren aşılarda bulunan etil civa formu yer almaktadır. Etil civa miktarı, aşılarda çok düşük dozlarda bulunup, hızlı bir şekilde vücuttan atıldığı için toksik dozlarda birikemezler. İnsana zarar vermediğine dair bilimsel çalışmalar mevcuttur. Ayrıca civa kadar popüler bir diğer konuda aşılardaki adjuvan ( yardımcı maddeler) maddelerden olan alüminyümün, Alzheimer Hastalığına neden olduğudur. Öncelikle her aşıda adjuvan madde olarak alüminyum yoktur. Olan aşılar daysa bu miktar gündelik hayatta karşılaştığımız miktardan daha düşüktür. Altı aylık bir bebeğin, aşılar nedeniyle karşılaştığı miktar toplam 4-5 mg iken, anne sütünden aldığı miktar 7 mg, mamalardan alıdığı miktar 100 mg’ın üzerindedir.

Aşıların içerdiği alüminyum miktarları aşağıdaki tabloda gösterilmektedir. Tablo.1

aşı düşmanlığı tablo 1

Bilimle uğraştığını veya doktor olduğunu iddia eden herkesin doğruyu söylediğini varsaymak toplumumuzda ne yazık ki değer görmektedir. Ortaya atılan bir konuyla ilgili yeterince araştırmadan, karşıt görüşleri de tarafsız olarak değerlendirmeden körü körüne bazı bilgilere tutunmak faydadan çok zararımıza olmaktadır. Hatta bazı sözde bilim insanları bilimsel verileri çarpıtarak uydurma verilere ulaşmaktadırlar. Ancak unutulmamalıdır ki, bilim yapısı gereği, siz uygun koşulları ve ortamı sağladığınızda ortaya atılan iddiayı, durumu, olayı  deney yoluyla sayısız kez tekrarladığınızda aynı sonucuna ulaşmanız gerekmektedir.Her seferde faklı sonuç veriyorsa bilimsel bilginin doğruluğundan kuşkulanmak gerekmektedir. Bu nedenle uydurulmuş yayınlar eninde sonunda gün yüzüne çıkmaktadır. Bunun bir örneği de aşının otizm yaptığıyla ilgili bir yayındır. Söz konusu yayın, kızamıkla ilgili olup, Andrew J. Wakefeild tarafından 1998 yılında Lancet dergisinde yayımlanmıştır. Bu yayın aşı karşıtlarının halen destek aldığı bir yayındır ancak bunu kendilerine destek noktası edinen kişiler şunu unutmaktadırlar; bu yayının uydurma olduğu tespit edilip sonrasında yayımdan kaldırılmış ve ifşa edilmiştir ( Şekil 1).

aşı düşmanlığı şekil 1

Bir diğer konuysa bazı aşıların ilaç firmalarının zengin edilmesi için gereksiz yapıldığı iddiasıdır. Buna örnek olarak her yıl belli risk gruplarında ( 65 yaş üzeri, immun sistemi baskılanmış hastalar, astım ve KOAH hastaları vb.) yapılması önerilen grip aşısıdır. Grip aşılarının koruyuculuğu da hiçbir zaman %100 değildir. O yıl için sonbahar ve kış aylarında olmak üzere iki kez pik yapan grip viruslarına yönelik tahmin edilen suşlara yönelik uygulanan aşı, risk gruplarında olanlara önerilmektedir. Diğer kişiler isteğe bağlı olarak yaptırabilirler. Gerçek bilim insanları, vatandaşları korkutarak ve hezeyana sürükleyerek bu aşıların yapılmasını önermezler.

Son olarak bilim ve safsata arasındaki savaş insan varolduğu müddetçe var olmaya devam edecek gibi görünüyor. Aşılar insanlık tarihinde önemli bir yer tutmaktadır.  Yapılması gereken, insanların aşı olmaması için değil, tam tersine, aşıların gelişmiş-gelişmemiş tüm ülkelere aynı miktarda ve kolaylıkla temin edilmesi, zengin-fakir herkese ücretsiz şekilde yapılması için mücadele etmektir. Aşılar yeryüzünde yaşayan tüm insanlar içindir. Toplum sağlığını ilgilendiren bu tarz konularda tüm yurttaşların ödevi, daha çok araştırması, doğru bilgiye uzmanından ulaşmak için çaba sarf etmesi ve zırvalar yerine bilime kulak vermesidir.

 

 

 

 

 

 

 

İlk yorum yapan siz olun

Yorumlarınızla katkı sağlayabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: