İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Aşıya, ilaca, tıbba değil; kapitalizme karşı olacağız

İlker Belek

Tıbba olan güvensizlik, karşıtlık tırmanıyor. Postmodern bir salgınla karşı karşıyayız.

Bu vasatta muhafazakarlıkla, “sol”culuk hemhal olmuş durumda.

Tıp karşıtlığının iki türü: “Sol”dan ve sağdan

Tıp herkesin yaşamının tam içinde yer alıyor ve bu nedenle de derin şekilde ilgi çekiyor. Bunda bir sakınca yok. Sağlık bilgisinin yaygınlaşması, tıbbın amatörleşmesi bizim en önemli hedeflerimizden birisi.

Ancak herkesin sağlıkla ilgili reçeteler ürettiği günümüzde tezahür eden şey bu değil. Tıbba olan ilgi gericiliğin toplumu ele geçirdiği bir ortamda ve gericiliği tıp alanında üretecek şekilde gelişiyor.

Dinci muhafazakarlık bir tür geriye dönüş, gelenekseli savunma adına aşıya, bilime, tıbba karşı çıkıp, İslam ve Osmanlı ritüellerini canlandırma peşinde koşuyor. Modernizme saldırının çok özgün bir biçimidir bu ve kesinlikle Cumhuriyet karşıtlığının önemli bir stratejisidir. Düpedüz siyasettir söz konusu olan.

“Sol”cuların aşı, ilaç ve tıp karşıtlığı ise doğal yaşama ve tekellere karşı olma retoriği üzerinden bilim karşıtı bir çizgiye yerleşiyor. Buna göre, insana dair her şey modern dönemlerde gerektiğinden fazla teknolojize olmuştur ve bu arada sağlık da had safhada medikalizasyona uğramıştır. İnsanlık birkaç ABD kökenli aile şirketinin komplosuyla karşı karşıyadır. Görüldüğü üzere bu da bir siyaset tarzıdır ve kapitalist sömürü gerçekliğini gözlerden saklar.

“Sol”dan ve sağdan tıp karşıtlığının ortak noktası gericilik

Bu iki akım sonuçta aynı noktaya çıkar: Tıp ve onun ürünleri insan doğasıyla uyumsuzdur. Sağlığa yaklaşımı doğallaştırmak gerekir. Formül de tıptan kurtulmaktır.

Bilimsel bilginin nasıl üretildiğinden bihaber olanlar tıbbın günahkar ilan edildiği bu ortamda rol kapmaya çalışırlar.

Dini çevreler, cemaatler, iktidar, kendilerine gazeteci ve yazar diyenler, “geleneksel ve alternatif tıpçılar”…

Ama hepsinin çıkarı maddidir: Bu pazarda kimi siyasi olarak örgütlenir, kimi elindeki iktidar aygıtını güçlendirir, kimi medyatik bir figür haline gelip para kazanır, kimi kendisini “entelüktüel” olarak tatmin eder. Kimi ise yalnızca çocuğunu sağlıklı yetiştirmek derdindedir, olan da bunlara olur.

Bilginin nasıl üretildiğiyle, insanlığın nasıl bugünlere geldiğiyle ilgilenmeyenlerin bilime karşı olmalarına, bunu “mukaddesatımızın gereğidir” ya da “bana göre” diye başlayan cümlelerle gerekçelendirmelerine gericilikten başka bir isim verilemez. Tekellere karşı bir görüntü veriyor olsalar da.

Evet: Tıp çok kirli, çünkü kapitalizmin elinde

Kim tıbbın ve hekimlerin kirli olmadığını iddia edebilir ki. Bir kalemde buna dair sayısız bulgu sıralayabiliriz. Yazıyı uzatmamak için bazılarını en sonda kaynaklarıyla birlikte çerçeveledim, ama bu konunun diyalektiği kabaca şöyledir:

Kapitalizm artık tekelci aşamasındadır. İlaç üretimi, pazarlaması tekellerin elindedir. Son 30 yıldır bu sektörde çok hızlı ve hacimli bir tekelleşme söz konusudur. İlacın fiyatını tekeller belirler. Tekelleşme fiyatları yukarı, kaliteyi aşağı çeker. Tekellerin önemli stratejilerinden birisi bilim kuruluşlarını ve hekimleri etkilemek, hatta satın almaktır.

Bundan başka kapitalizm yok

Kapitalizm budur: Her şeyi metalaştırır. Sağlık, hayatımız, aşı ve ilaç bu kuraldan muaf değildir, olamaz.

Kapitalizm şirketler, patronlar düzenidir ve bunların da tek amacı para kazanmaktır. Bunun için her şeyi yapabilirler.

Tıbbı ele geçirdiler. Nedeni çok açık. Sağlık hizmeti giderek en çok tüketilen meta halini aldı.

Tekellerin para kazanma hırsı haliyle tıbba olan güveni sarsıyor. Ama yalnızca tekellerin değil, sağlığı gelenekler, tekel karşıtlığı ya da doğal yaşam adına orasından burasından mıncıklayan, aşılar hakkında olur olmaz her şeyi söyleyen, konuşmaya “bana göre” diye başlayan herkesin bunda payı var.

Dinci siyaset tıbba bilinçli olarak saldırıyor ve ilaçta, aşıda derin komplolar görenler, işte bu büyük planın parçası durumundalar.

Tıbba karşı çıkmayacağız, tıbbı kapitalizmin elinden kurtaracağız

Aşılar olmasaydı çiçeği de çocuk felcini de yok edemezdik. 20. yüzyılın başlarında ortalama insan ömrü 35 yıl kadardı, bugün tıbbın da çok önemli katkılarıyla 80’lerde. Hastalıklardan nasıl korunulacağını, bunun için ne tür toplumsal önlemler alınması gerektiğini de yine bir tıp disiplini olan halk sağlığı bilimi bize gösteriyor.

O halde yapılacak şey; tekeller ele geçirdi diye tıbba güvensizlik pompalamak, aşıya karşı çıkmak değil, bilimi ve tıbbı kapitalizmin, tekellerin elinden kurtarmak olmalı.

Bu konulara ilgi duyan herkesin gerçekliği bütün çıplaklığıyla tanımlama, ilaç şirketlerinin amaçlarına alet-ortak olmuş hekimlerin pisliklerini sergileme ve gündelik pratiğinde kendisini bu pisliğin dışında tutma görevi var.

Ama bunun ötesinde esas bir görev var: Tekelci kapitalist düzene karşı sosyalizm mücadelesini yükseltmek.

Aşı, ilaç, sağlık haktır ve o hak yalnızca sosyalizmdedir.

Üstelik bu işin güncel bir örneği de mevcut: Küba. Çok sınırlı kaynaklarına rağmen, biyoteknoloji alanındaki başarıları, kendi geliştirdiği aşı ve ilaçları, tüm bu ürünleri herkese bedavaya ulaştıran örgütlenmesi ortada.

Küba sosyalizmle tekelleri yok etti, aşıya, tıbba sarıldı ve şimdi sağlıkta lider.

Bir başka yazıda gündem yaparız.


Görsel: William Brown

Kapitalizm tıbbı kirletir

İlaç sektöründe yıllık şirket satın alma ve birleşmelerinin miktarı 200-400 milyar tutarında. Dünyanın en büyük 12 ilaç firması son 25 yıldaki 1.200 satın alma ve birleşmeyle ortaya çıktı.

Tekelleşme ilaç fiyatlarını artırıyor. ABD’de dört firmanın ürettiği bir ilacın fiyatı 2008-2017 döneminde %40 azalırken, tek bir firmanın ürettiği ilacın fiyatı %57 arttı.

İlaç tekelleri üretimlerini maliyetlerin düşük olduğu “offshore” bölgelere kaydırıyorlar. Çin ve Hindistan’ın başını çektiği bu bölgelerde ilaç üretim süreçlerinin denetimi çok zayıf. Örneğin 2007’de ABD’de 240 böbrek hastasının ölümüne yol açan Heparin’i Baxter firması Çin’de üretiyor (1).

İlaç tekellerinin tanıtım maliyetleri hızla yükseliyor: 1997’de 12,7, 2016’da 29,9 milyar Dolar. Firmalar 2016 yılı tanıtım harcamasının tam 20,3 milyarını hekimleri etkilemek için yaptılar. ABD’de sektörün en büyüğü 10 ilaç firmasının tanıtım harcamaları araştırma ve geliştirme harcamalarından daha fazla: 983 milyar Dolar’a karşılık,  658 milyar Dolar (2, 3).

Dünyanın ilaç ve gıda güvenliği konusundaki en önemli kurumu Amerikan FDA. Oysa sicili hiç de temiz değil: İlaç tekellerinin FDA kurullarında görev yapan bilim insanlarına değişik yollarla para desteği vermesi, ilaç onaylanmasını reddeden bilim insanlarının FDA bilim kurullarına yeniden çağrılmaması gibi (4).

İlk yorum yapan siz olun

Yorumlarınızla katkı sağlayabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: