İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Emeklilikte yaşa takılanlar SGK açığına mı takılıyor?

Last updated on 29/01/2020

Seyfi Durmaz

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)’nın açık vermesi, bu açığın diğer vergilerden sağlanan gelirle kapatılması emekçinin problemi mi? ‘Fedakarlık’ yine bize mi düşüyor?

Önce SGK’nın mali istatistiklerine bakalım!

SGK’nın açıkladığı verilere göre, 2019 yılı ilk on ayında, kurumun tüm gelirleri giderlerin %89,9’nu karşılıyor. Kaldı ki SGK gelirlerinin içerisinde devlet katkısı da mevcut. Son on yıldır toplam gelirlerin yaklaşık %15-18’ini devlet katkısı oluşturuyor. Bir diğer veri, yine aynı dönemde prim gelirlerinin hemen hemen hepsi emekli aylıklarının ödemelerine gidiyor.

Sorunun tanımı

Konu ile ilgili biraz sosyal medya taraması yapacak olursak karşımıza çıkan manşetler değişse de haberlerin ruhu aynı: “Bütçe açığının sebebi; SGK ödemeleri”, “SGK batıyor, ülkeyi de batırıyor!”,  “EYT hak, SGK açık derdinde!” … 

2015-2019 Stratejik Planı’nda SGK kendi meselesini şöyle tanımlıyor: “Kayıt dışı istihdam oranının yüksek olması, bilinçsiz ilaç kullanımının ve ilaç israfının fazla olması, nüfusun yaşlanma eğiliminde olması…”. 2019-2023 Stratejik Planı’nda ise “Emeklilik yaşının artmasıyla vatandaşlardan uzun süre prim alınması” bir fırsat olarak görülüyor.

Milletvekili Sezai Tanrıkulu’nun 2013 SGK açığına yönelik soru önergesini Bakan Faruk Çelik “2002 yılından günümüze kadar oluşan açık miktarının artmasında en önemli etkenlerden biri erken emekliliktir.” diyerek yanıtlamış.  Bir başka saptama da ‘Ülke İşbirliği Stratejisi’ olarak Dünya Bankası’ndan: “Büyüyen yaşlı nüfus, cömert kamu emeklilik harcamalarının sebep olduğu yüksek düzeydeki sosyal güvenlik açığına ek olarak kamu sağlık bütçelerinin üzerine de ilave baskılar getirecektir.”

Sorunu tanımlayanlar zahmet edip çözümü de tanımlamışlar.

2015-2019 Stratejik Planı’nda sigorta üzerinden karşılanacak sağlık harcamaları kapsamının daraltılması ve kapsam dışı kalan sağlık hizmetlerine yönelik “tamamlayıcı sağlık sigortası” gibi yeni sigortacılık kollarının geliştiği müjdelenmişti. O dönemler için bir başka sevinçli(!) haber de emeklilerin emeklilik sonrasında meydana gelen gelir kayıplarının azaltılması için bireysel emekliliğin teşvik edilmesine yönelik politikalar olmuştu.

Dünya Bankası tarafı tarafından yayınlanan “Ters Piramit: Avrupa ve Orta Asya’da Emeklilik Sistemleri Demografik Zorluklar ile Karşı Karşıya” başlıklı raporun tanıtımında konuşan raporun baş yazarlarından Omar Arias, emeklilik sistemlerinin cömertliğinin yeniden ayarlanması tavsiyesinde bulunuyor. Yaşlı çalışanları çalışmaya devam etmeleri için teşvik etmeye yönelik şunları öneriyor: “Yaşlıların yarı zamanlı çalışarak kısmi emeklilik maaşı almalarına olanak tanıyarak kademeli emeklilik seçenekleri sunulmalı, yaşlı çalışanların genel üretkenlik ve konfor düzeylerinin yükseltilmesi için bilgisayar ekranlarına büyüteç takılması ve ergonomik sandalyelerin sağlanması gibi küçük işyeri düzenlemeleri yapılmalı, yaşlanan beyinler için daha uygun yetişkin eğitim, öğretim ve yaşam boyu öğrenme olanakları yoluyla yaşlı eğitimine daha etkili yatırım yapılmalı.” 

Bir sürpriz çözüm önerisi de Kemal Derviş’in Dünya Ekonomik Forumu blogundaki bir makalesinden geliyor. Dünya bankası önerilerini zenginleştiren detaylar veriyor: “Emeklilik mutlaka kademeli olmalı. İnsanlar 50’lerine ulaşıncaya kadar yılda 1800-2000 saat çalışabilir, bu giderek 60’lı yaşların ilk yıllarında 1300-1500 saate doğru azalır ve 70’lerine yaklaştıklarında 500-1000 arası saate doğru gider. Örneğin, bir hemşire, bir hostes ya da lise öğretmeni 50’li yaşlarının sonuna kadar haftada beş gün çalışabilir, 62 yaşına kadar dört güne iner ve belki 70’ine kadar iki gün çalışır.”

Biz biliyoruz ki SGK’nın açık vermesi demek, bu açığın diğer vergilerden elde edilen gelirlerle kapatılması demektir. Oysa sosyal güvenlik sisteminin tamamen veya çoğunlukla vergilere dayandığı ülkeler de vardır. 

TÜSİAD’ın 2012 yılında yayınladığı 2050’ye Doğru Nüfusbilim ve Yönetim: Sosyal Güvenlik Sistemine Bakış başlıklı rapora göre: “Ülkeler bazında ele alındığı zaman sosyal güvenlik harcamalarının GSYİH’ya oranı İsveç, Fransa, Almanya, Belçika ve Danimarka gibi sosyal devlet anlayışının güçlü olduğu ülkelerde % 27-29 iken ABD, Japonya, İngiltere gibi daha liberal ekonomi politikalarının uygulandığı ülkelerde bu oran % 15-22 arasında değişmektedir. OECD üyesi 30 ülke ortalaması ise % 20,6 seviyesindedir. Türkiye dünya ortalamasının üzerinde ancak referans olarak aldığı AB ülkelerinin çok gerisinde bir harcama seviyesindedir.”

Sürdürülebilir kapitalizm için bu efsanenin canlı tutulması gerekir!

Başa dönelim! “SGK batıyor!” yaygarası, emekçilerin sosyal haklarında geriye gidişin önünü açmak için kullanılır. Bize denir ki: “Sen 70 yaşından önce emekli olursan, daha az emekli maaşına razı olmazsan SGK batacak, ülke batacak! Sürdürülebilir bir sosyal güvenlik kurumu için gel fedakarlık et, emeklilikte yaşa takma!”

Görülüyor ki; halkın gündelik yaşamı içinde bu durumu dile getirirken kullandığı argümanlar, Dünya Bankası ve TÜSİAD gibi büyük sermaye kuruluşlarına aittir. Bu kavramların günlük hayatımıza bu kadar derin nüfuz etmesinde, sıradanlaşmasında hem politikacıların hem de sınıf siyaseti üretemeyen ve emekçileri bu argümanlara teslim eden muhalefet odaklarının payı bulunmaktadır.

Görsel: Fransa Manosque’de bir graffiti.

Bir yorum

  1. Mehmet Turan Mehmet Turan 28/01/2020

    Bütün hesapları şeffaf yapsınlar. Gazetelere tv lere dağıtsınlar inanalım. Kesintileri artırsınlar seve seve kabul. SGK nın kasasından sendikacılara jeep işverenlere açık çek veripte kasada para yok yalanıyla milleti kandırıyorlar.

Yorumlarınızla katkı sağlayabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: