İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Hekime yönelik şiddetin politik kökeni hakkında

Last updated on 31/01/2020

Seyfi Durmaz

Hekimler, orta sınıf mı, beyaz yakalı mı, proleterleşen küçük burjuva mı?

Tartışma teorik düzlemde sürmeye devam ededursun. Orta sınıf kavramı, tüm belirsizliği ile statü kökenli kavram, itiraza fazlasıyla açık. Onun da tartışması süredursun. Biz, bir yandan “kentli orta sınıf” tanımına layık görülmenin keyfini sürelim, bir yandan da bunun bedelini konuşalım.

Çalışma Bakanı İmren Aykut: “Ne verirseniz verin bu doktorların gözü doymaz!”

Özal seksenli yıllarda işçi, memur, esnaf, çiftçi ve emeklilerden “orta direk” yaratmayı hükumet programına koymuştu.  Orta direk bireyciydi, girişimciydi, tüketimi ön plana tutuyordu ve ekonomiyle bütünleşmişti yani sistemin direğiydi. Buna paralel olarak yetmişli yıllardaki politik tavrından vazgeçip, yoksuldan uzaklaşmalıydı.

Ancak, OECD bile 1980’lerden itibaren “Türkiye’de alt ve orta gelir gruplarının toplam gelir içerisinden aldıkları payın düştüğünü; üst gelir grubunun payının artış gösterdiğini” raporluyordu. Bu dönemi değerlendiren Korkut Boratav, dönüşümlerin sermaye sınıfı lehine olduğunu söylüyordu. İşçi sınıfının reel ücretlerinde gerileme olmuş, orta sınıf da yoksulluktan payına düşeni almaya başlamıştı. Zaman içinde giderek konumunu kaybetmeye başlayan ‘orta sınıf’ kentlere göç eden yeni kent yoksulları ile mekânsal olarak yakın yaşamaya ve aynı iş için rekabet etmeye başladı.

Bir diğer önemli nokta; güvenceli bir iş ve düzenli bir ücrete sahip işçi, yani ‘orta sınıf’ gittikçe büyüyen hizmet sektöründe, ancak gittikçe küçülen kamuda çalışma olanağı bulabiliyordu. Oysa, dönemin önemli bir öznesi olan liberaller için kamu, serbest piyasanın gelişmesine tehdit oluşturmaktaydı. Yani hem kamudan hem de orta sınıftan nefret etmeleri için kendilerince yeterli sebepleri vardı.

Erdoğan: “Doktor efendi dönemi bitti!”

Zemin artık AKP iktidarı için uygundu,  “yoksul kitle tabanı” siyasetin öznesi oldu. Liberallerin genetik aktarımını sağladığı nefreti, bir siyasi strateji olarak kullanma aklına çabucak ulaştılar: ‘Yüzde elli’ evde zor tutuldu, seçim zamanı sandıkta orta sınıfa had bildirdi, “laikçi teyze” tiplemeleri ile karikatürize edilen orta sınıf kadını, yoksul türbanlı ile karşı karşıya geldi.

İktidar, kendi orta sınıfını ve zenginini yarattı ve hayırseverlik misyonuyla yoksuluna yakın tutmayı da başardı. Kamu hizmetlerine ulaşılabilirlik sosyal adalet olgusu ile doğrudan ilgili iken sosyal devletin işlevini yitirmesinin yarattığı açığın üstesinden gelme işi devlet yerine cemaatlere terk edildi. Buna rağmen kamu hizmetine erişimin önünde engeller varsa da bu durum “orta sınıfın” / kamu emekçisinin yüklenmesi gereken bir sorundu. Özal döneminin tamamlayamadığı ‘sermayeyi özgürleştirme’ süreci kamu emekçilerini hem işsiz bırakıyor, hem de nefret objesi olarak şiddete açık hale getiriyordu.  

Vatandaşın sağlık hizmetlerine erişiminin önündeki en önemli engel emekçinin sistematik olarak yoksullaştırılması iken ona daha kolay baş edebileceği bir başka emekçi hedef olarak gösteriliyordu. Yoksulun çocuğunun eğitimin önündeki engel yoksul bırakılmasıydı ama o, sınav sorularının çalınması ile adaletin sağlanabileceğine inandırılıyordu. Kışkırtılmış bu çatışma; artık ‘orta sınıf’ ile yoksul arasında da değildi, yoksullaştırılmış ‘orta sınıf’ ile yoksul arasındaydı.

Ve ne yazık ki tamamen emekçinin emekçiyle karşı karşıya gelmesi ile ilgilenen bir siyaset fırsatçılığı, hem sağın, hem de burjuva siyasetinin nüfuz ettiği solun ortak çizgisi olmuştur artık. Örneğin, Sağlık Bakanı Recep Akdağ: “Doktorların eli hastaların cebinde.” derken, sınıf aklını terk etmiş bir sendika -kabuk değiştirme sürecinde iken yaptığı eylem çağrısında- hekimleri hedef göstermeyi, kitlesini konsolide etmenin bir aracı olarak kullanıyordu: “Hekim odaklı kurulan performans sisteminden yardımcı sağlık personeli de kadroya geçirilen 4/D’li personel de faydalanamamaktadır.”

Sonuç olarak

Sınıf meselesine gelince…

Kuşkusuz, özel hastanelerde üç aylık maaşı içeride kaldığı için iş değiştirmek zorunda kalan hekimin, 36 saatlik çalışmasının ardından emeğinin karşılığını alamadığı için greve giden asistan hekimin, şirket çalışanı işyeri hekiminin, mezun olup atanamayan ve başka gelir kaynaklarına yönelmek zorunda kalan hekimin meslek içinde önemli bir yaygınlıkta olduğunu biliyoruz ve biliyoruz ki ‘orta sınıf’ tanımını tartışmaya açmak isteyeceklerdir. Kendall’dan da destek gelecektir.  Kendall: “Medyanın orta sınıf tariflerine baktığınızda hepimiz kendimizi bu sınıfa ait sanabiliriz.” diyecektir. Aynı zamanda ekleyecektir: “medya, işçi sınıfına yönelik efsaneler ve olumsuz örnekler ürettir.” Tam bu noktada Ekşisözlük yazarı Saintly’in isyanı var: “Türkiye’deki toplumsal eşitsizliğin birincil sorumlusu siyasal iktidarlar ve emek sömürüsü yapan zenginler yerine 3 – 5 bin liraya çalışan insanları, “beyaz yakalı” diye nefret objesi haline dönüştürme durumu var.”

Popüler tanımıyla toplumsal eşitsizliğin (ya da Boratav’ın ifadesi ile sömürünün) birincil sorumlusu, uzun zamandır siyasal iktidarlara ortak olanlar; yani muhafazakârlar, liberaller ve sermaye sahipleridir.

Okuma Notları:

1. Boratav, K. (1991). 1980’li yıllarda Türkiye’de sosyal sınıflar ve bölüşüm (Vol. 7). Gerçek Yayınevi.

2. Savran, S. (2008). Sınıfları haritalamak: sınıflar birbirinden nasıl ayrılır. Devrimci Marksizm Teorik-Politik Dergi, (6-7), 9-49.

3. Kendall, D. (2005). Class action in the media. Framing Class, 1-20.

4. Bayındırlık, T. C., & Bakanlığı, İ. (2009). Kentsel Yoksulluk, Göç ve Sosyal Politikalar Komisyonu Raporu. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Ankara.

5. Güneş, F. (2009). Kentsel yoksulluk/dışlanma (mı), göç ve istihdam: Eskişehir’de belediyeden yardım alan haneler.

Resim: The Scream, Edvard Munch

2 Yorum

  1. Faik Yilmaz Faik Yilmaz 14/01/2020

    Koruyu hekimliğin bittiği, Doktorun sağlığın patronu yada sağlık sömürüsünün alet olduğu, Hele İnsanların hastanelerde hasta değil müşteri muamelesi yapıldı ortamda sizin gibi değerli bir hekimin böyle bir hizmeti yapmaya başlaması mutluluk ve umut vericidir. Başarılar diliyorum. Selam ve saygılarımla. Faik yılmaz.(Kimmiyim? Yıllaaar yıllar öncesi Düzce kaynaşlıda ankaraya gitmek için otobüs beklerken tanıştığınız bir sağlık emekçisi.)

Yorumlarınızla katkı sağlayabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: