İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sağlık hakkı için sosyalizm

Last updated on 31/01/2020

İlker Belek

Yaşadığımız gerçekliğin fotoğrafı: Eşitsizlik

İngiltere merkezli Oxfam kuruluşu geçtiğimiz pazartesi günü servet eşitsizliğini konu edinen bir rapor yayımladı.

Günümüz kapitalizminin sıradan bir fotoğrafı niteliğindeki raporu şu veriler özetliyordu: Dünyadaki en zengin 2153 kişinin serveti 4,6 milyar insanın (dünya nüfusunun %60’ı ediyor) servetinden daha fazlaydı. En zengin %1’in serveti 6,9 milyar insanınkini geçiyordu. Amazon’un kurucusu Bezos aramızdaki en zengindi ve serveti 116,4 milyar Dolar’dı.

Bu şaşaaya karşılık; vergi gelirlerinin yalnızca %4’ü servetten geliyor, yani insanlığı soyanlar vergi bile ödemiyordu, 60 milyon insan aşırı yoksulluk içindeydi, 258 milyon çocuk (her beş çocuktan biri) hiçbir şekilde okula gidemiyordu, her gün 10 bin insan yeterli sağlık hizmetinden yararlanamadığı için hayatını kaybediyordu. [1],[2]

Çocukları eğitimsiz, insanları sağlıksız bırakan efendiler Davos’ta buluştular

Raporun yayımlanmasını izleyen gün dünyanın tepesindekiler kaderimizi belirlemek, iklim sorununa, kapitalizmin krizine, yoksulluğa, bütün bunların tetiklediği toplumsal hareketlere “çare” bulmak için Davos’ta buluştular.

Dünya Ekonomik Forumu’na kendilerine yakışır tarzda, özel jetleriyle indiler. 117 ülkeden 3 binden fazla kişiydiler.

Davos’a katılmak için ya devlet görevlisi ve multimilyarder türünden davetli ya da 625.000 Dolar vererek Dünya Ekonomik Forumuna üye olmak gerekiyordu.

Coca Cola, IBM, Goldman Sachs gibi uluslararası şirketlerin üst düzey yöneticileri, para spekülatörü Soros, Facebook’un sahibi Zuckerberg ve dünyanın dört bir yanından hükümet çevreleri oradaydı.[3]

Sağlığın sosyal belirleyicileri var

Oxfam’ın raporundan ve Davos’tan yalnızca birkaç ay önce (12-13 Eylül 2019’da), Dünya Sağlık Örgütü, halk sağlığı çevrelerinin tartışa tartışa bitiremediği, özüne inmeyi şimdiye kadar bir türlü başaramadığı bir konuya ilişkin bir toplantı daha gerçekleştirdi: Sağlığın sosyal belirleyicileri.

Toplantıya hükümet, akademi ve DSÖ çevrelerinden 90 uluslararası uzman katıldı.[4]

Değerlendirdikleri bir dokümanda şu tespitlere yer veriliyordu: Sağlık politik bir tercihtir. Politik kararlar, yaşam ve çalışma koşullarını belirleyerek, ekonomik ve sosyal eşitsizlikleri etkiler. Bütün bunlar da halk sağlığını ve sağlıktaki eşitsizlikleri belirler.[5]

Eşitsizlikleri bir düzen yaratır ve politikacılar da patronlar adına o düzeni yönetir

Evet böyledir, ama, peki bu politikalar ve sosyal belirleyiciler acaba nasıl bir bağlam içinde ortaya çıkar?

Bu sorunun yanıtı geçen yüzyılın ikinci yarısında verildi. Kapital’in ilk cildi dünya işçi sınıfının yaşam hakkı için ayakta olduğu 1867’de yayımlandı.

Marks Kapital’de kapitalist düzenin özüne, sömürüye, artı değer sömürüsüne odaklandı. Amacı kapitalist gerçekliği kuramsallaştırmaktı: “Ben bu yapıtta kapitalist üretim tarzını ve bu tarza tekabül eden üretim ve değişim koşullarını inceleyeceğim.”[1]

Bu nedenle doğrudan, kapitalist üretim ilişkilerinin tecessüm etmiş olduğu metayı inceleyerek işe koyuldu. Zira kapitalizmde, emek de dahil her şey piyasanın metasıydı.

Sömürü, yani eşitsizlik metanın üretim tarzında gizliydi:

Herhangi bir metayı ve tüm metaları işçi üretiyordu. Tüm değer ve zenginliklerin üreticisi işçiydi. Hal böyleyken işçinin ürettiğine kapitalist el koyuyor, sonra “emeğinin karşılığıdır” diyerek bunun küçük bir kısmını ücret ismiyle işçiye geri veriyor, kalanını da kar olarak cebine atıyordu.

Bu haliyle kar işçinin el konulmuş emeğinden, hırsızlıktan başka bir şey değildi. İşçinin emeği aslında kar kadar ödenmemişti. Üretim sürecinde patrona hiçbir şekilde gerek yoktu. Planlama ve yönetim işleri de dahil her şey teknik kadrolarca yerine getirilebilirdi.

Ücretin miktarını belirleyen ise ekonominin yenilenerek sürdürülme zorunluluğuydu. Kapitalist düzen var olmaya, patron kar etmeye devam etmeli, bunun için işçi ertesi gün yeniden makinenin başında olmalı, bunun için de emek gücünü yeniden üretmesine yetecek kadar beslenmeli ve bunun da ötesinde ücreti ileride kendi yerini alacak olan çocuğunun beslenmesine, eğitimine ve ev ekonomisini üretmekte olan karısının da yaşamasına yetecek düzeyde olmalıydı.

Kapitalistler bu nedenle ücreti “minimum ücret” diye tanımladılar. Öbür yüzü maksimum kardır.

İşçinin geçim hali bu ekonomi politikte gizlidir.

Halkın sağlığını bozan kapitalist düzendir

Bütün bunların bize inkar edilemeyecek şekilde kanıtladığı şey şudur: Eşitsizliklerin kaynağı sömürü, sömürüyü yaratan kapitalizmdir, işçi ile patronun uyuşmaz çıkarları vardır.

Patronlar sömürürler. Sömürü ücretin minimize edilmesini, çalışma süresinin uzatılmasını, iş ritminin artırılmasını, işçi sayısının azaltılmasını gerektirir.

Eşitsizlikleri, yoksulluğu, yaşam ve çalışma koşullarında kötüleşmeyi, intiharları, tükenmeyi, hayatın anlamsızlaşmasını yaratan şey işte bu düzendir.

Bu nedenle, kapitalizme karşı mücadele etmeyen, halkın sağlık hakkının gasp edilmesini destekliyor demektir.

Sağlık hakkı için sosyalizm

Her şey düzen işidir. Patronların düzeni kapitalizmdir. Orada kazanç elde ederler. Kazançları işçinin ödenmeyen emeğidir.

Sağlık hakkı için bu düzenin yıkılması, yerine sömürüsüz bir düzenin kurulması gerekir.

Hesap basit: Amazon’un kurucusunun 116 milyar Dolar’ı, bütün patronların serveti kamulaştırılacak.

Böylece okula ulaşamayan çocuklara eğitim; sağlık hizmeti alamadığı için ölen insanlara sağlık hizmeti sunulacak; devlet bütün vatandaşlarına parasız otursunlar diye konut yapacak; o konutlardaki elektrik, su, iletişim giderlerini karşılayacak; temel gıdaları herkese bedava ulaştıracak; ücretleri yükseltecek.

Dünyanın ve Türkiye’nin kaynağı bol, ama yalnızca sosyalizmde.



[6] Marks K (2003) Kapital 1. Cilt, 3. Baskı, s: 16.



İlk yorum yapan siz olun

Yorumlarınızla katkı sağlayabilirsiniz.

%d blogcu bunu beğendi: